İNCELEME: HER ÇIKIŞ ÖNCE İÇİMİZDE BAŞLAR: LABİRENT, KEDİ VE KUMRULAR

Bazı kitaplarla bilinçli bir tercihin sonunda değil, hayatın küçük tesadüfleri sayesinde tanışırsınız. Labirent, Kedi ve Kumrular da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Bir arkadaşımın hediyesi sayesinde okuma fırsatı bulduğum bu eser, daha ilk sayfalarından itibaren yalnızca anlattığı hikayelerle değil, kurduğu atmosferle de dikkatimi çekti. Sayfalar ilerledikçe bunun yalnızca genç okurlara hitap eden bir öykü kitabı olmadığını, farklı yaşlardan okurların da kendi duygularından izler bulabileceği bir anlatı dünyası sunduğunu fark ettim.


Zeynep Eşin’in altı öyküden oluşan bu kitabı, gençlik döneminin sancılarını, insanın kendini bulma çabasını, kabul görme isteğini ve yalnızlığını merkezine alırken bunu didaktik bir anlatımla değil, doğal bir akış içerisinde aktarmayı başarıyor. Yazarın karakterleri kusursuz insanlardan oluşmuyor. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi hata yapan, korkan, kırılan ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlar. Belki de bu yüzden öyküler okurla kolaylıkla bağ kurabiliyor. Çünkü anlatılanlar bir başkasının hikâyesi gibi görünse de satır aralarında kendimizden parçalar bulmak zor olmuyor.

Günümüzde kimi eserlerde anlatımın gösterişi, anlatılanların önüne geçebiliyor. Labirent, Kedi ve Kumrular ise bunun tam tersini yapıyor. Zeynep Eşin, süslü cümleler kurmak yerine sade ama özenli bir anlatımı tercih ediyor. Bu sadelik, kitabı sıradanlaştırmıyor; öykülerin samimiyetini güçlendiriyor. Cümleler okuru yormuyor, anlatının ritmini bozmuyor ve kitabın başından sonuna kadar akıcı bir okuma deneyimi sunuyor.

Öykülerde dikkatimi çeken bir başka unsursa, gerçek ile hayal arasında kurulan dengeli ilişki oldu. Fantastik dokunuşlar, yalnızca dikkat çekmek amacıyla eklenmiş ayrıntılar değil; karakterlerin iç dünyasını daha görünür kılan, anlatıyı besleyen sembolik unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın isminde yer alan labirent, kedi ve kumru imgeleri de bu açıdan anlam kazanıyor. Her biri yalnızca birer nesne veya canlı olmaktan çıkıp öykülerin duygusal katmanlarını destekleyen simgelere dönüşüyor. Böylece eser, okuruna tek bir anlam sunmak yerine yorum yapabileceği geniş bir alan bırakıyor.

Kanımca öykü türü, az sayfada çok şey söyleyebilme becerisi isteyen bir türdür. Belki de bu yüzden her cümlesi daha fazla önem taşır. Labirent, Kedi ve Kumrular da bu yönüyle dikkat çekiyor. Yazar, her duyguyu uzun uzun açıklamak yerine bazı boşlukları bilinçli olarak okura bırakıyor. Bu boşluklar ise eksiklik hissi yaratmıyor, tam tersine okurun kendi yaşamından parçalarla tamamlanıyor. Bence bir öykünün gerçek başarısı da burada başlıyor. Okur, kitabı bitirdiğinde okuduklarının dışında kendi içinde uyandırdığı düşünceleri de yanında götürüyor.

Kitap boyunca hissedilen en belirgin duygulardan biri de umut. Karakterler zaman zaman çıkmazlarla karşılaşsa da anlatı hiçbir zaman karamsarlığın içinde kaybolmuyor. En dar koridorlarda bile küçük bir ışık bırakmayı başarıyor. Belki de kitabın adındaki ‘‘labirent’’ tam olarak bunu anlatıyor. İnsan bazen yolunu kaybedebilir; önemli olan, çıkışın varlığına inanmayı sürdürebilmektir. Bu düşünce, kitabın satır aralarında okura sessiz ama etkili şekilde eşlik ediyor. Elbette her öykünün bıraktığı etki aynı değil. Benim de diğerine göre daha çok sevdiğim, uzun süre zihnimde kalan öyküler oldu. Ancak bunu bir eksiklik olarak görmüyorum. Çünkü öykü kitaplarının doğası da biraz böyledir. Her okur, kendi hayatına dokunan satırları farklı yerlerde bulur. Asıl önemli olan ise kitabın genel atmosferini koruyabilmesi ve okuruyla kurduğu bağı son sayfasına kadar sürdürebilmesidir. Labirent, Kedi ve Kumrular bunu büyük ölçüde başarıyor.

Özellikle genç okurların kendilerinden bir şeyler bulabileceği, yetişkin okurların ise geçmişlerine dönüp farklı bir gözle bakabileceği sıcak bir atmosfer mevcut. Bu da kitabın hedef kitlesini doğal biçimde genişleten önemli bir unsur. Arkadaşımın hediyesiyle başlayan bu okuma serüveni, bana yalnızca keyifli bir ara değil, üzerinde düşünmeye değer satırlar da armağan etti. Bu öykü seçkisinin, özellikle öykü türünü seven okurlar tarafından keşfedilmeyi hak ettiğini düşünüyorum.

Cevdet Güner

CONVERSATION