Polat Özlüoğlu’nun “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı, isminden itibaren okuru durup dinlenmeye ve metnin derinliklerine bakmaya davet ediyor.
80’li yılların işkencelerini açık biçimde anlatan bu romanda, 12 Eylül darbesiyle tutuklanan Meşhur isimli bir kadının, dışarıda hayata yeniden tutunmaya çalışırken geçmiş acılarını unutmakla hatırlamak arasında gidip gelen iç mücadelesine tanıklık ediyoruz.
Özlüoğlu, 12 Eylül darbesini klasik bir anlatımın ötesinde, duygu yoğunluğu ve bilinç akışı üzerinden kuruyor. Geçmiş, şimdi, unutma ve hatırlama iç içe geçiyor. Romanın temel meselesi olan bellek anlatının merkezinde yer alıyor. Anlatıcı, yaşadıklarını hatırladıklarından çok, hatırlayamadıkları üzerinden konuşuyor. Bu boşluk, romanın en güçlü alanlarından birini oluşturuyor. Çünkü Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, söylenemeyene, yarım kalmış cümlelere ve bastırılmış duygulara alan açan bir metin olarak konumlanıyor.
Bu anlatım tercihinin en çarpıcı yansımalarından biri, dönemin işkencelerinin karakter üzerindeki psikolojik ve travmatik etkilerinin aktarılış biçiminde ortaya çıkıyor. Fiziksel şiddet, beden ve nesneler üzerinde bıraktığı izler aracılığıyla sezdiriliyor. Anlatıcının kıyafetleri üzerinden kurduğu imgeler, travmanın sessiz ama kalıcı etkisini güçlü biçimde görünür kılıyor:
…Üzerimdeki kıyafetlerin yıllarca bir poşetin içinde sabırla beni beklediğini bilmiyorlardı. Kapatıldıkları yerden bütün çığlıkları, inlemeleri, ağlayışları, küfürleri duyduklarını bilmiyorlardı. Bu yüzden bluzumun yakasının korkudan buruşmuş, eteklerimin kederden çekmiş, dikişlerinin kaygıdan incelmiş, kumaşının acıdan eprimiş olduğunu anlamadılar…
Bu bölümde, işkencenin karakter üzerinde bıraktığı psikolojik ve travmatik etki, doğrudan anlatımdan kaçınılarak derinlikli ve çarpıcı bir biçimde ortaya konuyor.
Romanda dikkat çeken bir diğer bölüm ise Külliyatlar.
Ana karakter Meşhur’un mesleki kimliği ile üstlendiği trajik misyon arasında ilginç bir bağ bulunuyor. Bir perukçu ve çevirmen olan Meşhur, başkalarının saçlarından yeni kimlikler var ederken, bir yandan da farklı coğrafyalarda, farklı dillerde anlatılan işkence metinlerini çevirerek ‘acının külliyatını’ oluşturuyor. Yazarın bu tercihi, bireysel travmanın ulusal sınırları aşarak evrensel bir hafızaya bağlanmasını sağlıyor. Özlüoğlu, karakterine yüklediği misyonla yaşadığı ülkenin acılarıyla yetinmiyor, okuru sağduyunun ve empatinin sınırlarını zorlayan daha geniş bir yüzleşmeye davet ediyor.
Yazar, yalnızca başka coğrafyaların acılarını görünür kılmakla kalmıyor, roman boyunca bir başka dikkat çekici meseleye daha temas ediyor. Yayınevi politikalarını ve tekelleşmenin tabularını sorgulayan, yer yer devrimci sayılabilecek fikirlere de alan açıyor:
Edebiyat tekellerine, yayınevi tröstlerine, kapitalizme, kitapların bir meta haline dönüştürülmesine, bir tüketim maddesi olarak satılmasına, yazarım bir film yıldızı gibi cilalanıp parlatılarak reklamının yapılıp pazarlanmasına, milyon dolarlara transfer edilmesine, bir dükkân devreder gibi kitabı için hava parası almasına karşı bir savaş belki de. Uzun zaman önce yapılması gereken bir protesto. Yazarın, kitabın önünde değil ardında olduğunu bir kez daha hatırlatması bakımından eşsiz bir atılım. Yani başrolde yazar değil kitap var.
Bu bölümde de gösterildiği gibi Özlüoğlu, acının evrenselliğini vurgulamakla kalmıyor edebiyat dünyasının iç işleyişine dair eleştirel bir bakış da sunuyor. Yayınevi politikaları, tekelleşme, kitabın bir metaya dönüştürülmesi ve yazarın bir pazarlama nesnesi hâline getirilmesi romanın arka planında sert biçimde sorgulanıyor. Bu yönüyle eser, edebiyat tekellerine ve kapitalist yayıncılık anlayışına karşı açık bir protesto niteliği taşıyor. Başrolde yazarın değil, metnin ve sözün olması gerektiğini hatırlatan bu tavır, romanın düşünsel gücünü artırıyor.
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, yalnızca karakterin geçmiş acılarıyla yüzleşerek özgürleşmesini anlatmakla yetinmiyor, okuruna evcil hayvanların özgürleşmesinden kitabın ve yazarın özgürleşmesine uzanan çok katmanlı bir alan açıyor. Özlüoğlu, tutsaklığı yalnızca bir insanın kapana kıstırılmasıyla sınırlamıyor, okuru farkına bile varmadığı zincirleriyle yüzleşmeye ve onlardan özgürleşmeye davet ediyor.
Sonuç olarak Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, okunduktan sonra kolayca kapanmayan; zihinde ve kalpte yankısını uzun süre sürdüren, dirençli bir metin olarak edebiyat dünyasında yerini alıyor.
Zabel Yılmaz

CONVERSATION